11 Kasım 2009 Çarşamba

Edebiyat ve Hüzün

Hüzün... Ne derin bir efkârlılık halidir. Neye üzüleceğini şaşar, kimselere görünmek, görüşmek istemez insan. On yıl sonranın kaygıları vurur belki dışa. Belki on yıl öncenin hasreti. Belki çocukluktan kalan bir resim göze ilişince, aniden... Çöküverir işte. Plânlar bozuluverir. Durmak ve ağlamak ve birde susmak... Şarkılar dinlemek. Çıkıp bir dağa haykırmak gelir insanın içinden. Ve ağlamak, susmayacağını sanarak. Yağmur için dua etmek. Islanmak hasretliklerle elele!.. Uçan bir kuşun, kanatları bile dokunur insanın gönlüne. Bir kaç duygusal sözle vururuz insanlığı ve kurulu düzeni yerden yere...

Ve yapamayız birçoğunu. İçimizde birşeyler kopar. Sallantıya uğrar sanki herşey. Çünkü, ne bir dağ vardır etrafta, çıkıp, haykırabileceğin. Ne seni ıslatabilecek yağmurlar yağar.

İmdadına, bir kağıt parçası yetişir insanın. İçinde kopanlar sıralanıverir yürekten döküldüğü gibi kağıda. Bir kaç dizelik bir şiirdir bu anlatması zor hüznün karşılığı. Ama ne söz... Düşündükçe yeni birşeyler çıkar. Herşeyde bir ipucu saklıdır... Ya da bir güncenin sayfalarına kaydolunur bu hüznünlülük hali. Bir hikayeye konu olur hüznü getirenler. Veya o günleri akılda canlandıran bir anı...

Bir kağıt parçası dağ oluverir, kimselerin duyamayacağı şekilde haykırabileceğin. Su olup dökülür, ıslatır uzak kaldıklarınla seni. Bir hüzne eşlik edecek bir şarkı olup çıkar. Ve bir şiirdir birkaç dizelik...

Hüzün, edebiyatın esin kaynağıdır. Hüzün olmadan edebiyat eksik kalır. Edebiyat olmasa, insanlar çıldırır. Ne bir dağ bulabilir isatediği an da. Ne yağmurda ıslanabilir istediği zaman... Ve bir el bulamayabiliriz, hüznün ortasında kaldığımızda, edebiyat olmadan.

Hüseyin Delibaş

0 yorum:

Yorum Gönder